Pedalsesi – Dünya Bisiklet günü June 8th, 2010
Dünya bisiklet ve çevre günü nedeniyle Pedalsesi bisiklet topluluğunun düzenlemiş olduğu Kapılıçınar gezisine katıldım. Katıldığım gezinin rotasındaki doğa güzelliklerine, inişli çıkışlı parkurun seçimine mi, birbirinden sıcakkanlı insanlar tanıdığıma mı yoksa e şıkkı hepsine birden mi sevineyim sık sık şaşırdım.
Aslında Pedalsesi topluluğu uzunca bir zamandan beri takip ettiğim bir topluluk. Gerek performans problemleri yüzünden şehir dışına çıkmaktan korktuğumdan, gerek geçen sene geçirmiş olduğum talihsiz kazadan dolayı gezilerine hiç katılmışlığım yoktur. İşin içerisinde bir takım endişeler yok desem de yalan söylemiş olurum.
Topluluk hareketlerinde kişisel egolara çok tepkisel bir yaklaşımım olması en büyük endişelerimde biriydi ki Yalova iskelensinde hayatımda ilk kez karşılaştığım bir grup insan sadece beni bekliyormuş gibi sıcak karşılamasıyla ve kısa sohbet ile üzerimdeki bir yükten anında sıyrılıverdim ve o andan itibaren her şeyin iyi geçeceğinden emindim.
Bir diğer endişem ise her ne kadar küçük olursa olsun organizasyon yapılarının içerisindeki paylaşım problemleri, takım disiplini problemleri ve takımı olmayı bozacak problemlerdi. Öyle ki her tur duyurusunun altında yazan “Sürüş : Yardımlaşma,dayanışma ve Grup Disiplini içinde pedal basılacaktır.” söylemine inanmakta gerçekten zorlanıyordum. Daha ilk rampa başında kontrolsüz değiştirdiğim vitesle beraber zincirimin attığında gelen “Bir şeyin var mı Levent?” sorusuyla bu endişemin yokolacağını biliyordum. Yolda ilerledikçe ne kadar gerçek olduğunu ve ne kadar güzel, taviz vermeden uygulandığını da gördüm. Sizin için en az sizin kadar endişelenen insanlarla yolda olmak gerçekten tarifi zor bir duygu.
Böylesine güzel bir gezi için Pedalsesi İstanbul temsilcisi Mert Arsan’a. Güzel sohbetleri için katılan tüm güzel arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim.
Ve işte o kareler
Hasankeyfi bilir misin? May 26th, 2010
- “Hasankeyfi bilir misin? Bilemezsin.”
diyor Okan Bayülgen.
Kimileri var gördüklerine üzülecek kadar iyi yürekli, kimileri de üzüldüklerine yardım edecek kadar yürekli.
Fotoğraflarını ve Tahsin Aydoğmuş’u tanımış olmaktan gayet memnun, Okan Bayülgen’in düşük kontrast fotoğraflarını görmekten gayet şaşkın, “Evet, Çoşkun Aral” diyerek ayrıldım sergiden.
[1] http://wolkanca.com/hasankeyfi-bilir-misin
[2] http://rhm.org.tr/tr/sergi.php
[3] http://bit.ly/9jbnV5
An gelir December 27th, 2009
Evet, uzun bir ara önce bir baska blog girdisinde yazılmıştı bu, yine yazmak istiyorum.
Bir gün seni bırakırım ya
tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu
Evet, gün geliyor, bıkıyorum senden,
ama İstanbul’dan bıkmak gibi bir şey olur bu.
Geriye bakarken kafayı çevirip öylesine değil de araba kullanırken dikiz aynasından bakar gibi, ne bileyim yan aynalardan sağındakini solundakini kontrol etmek için bakmak lazım. Korunma iç güdüsüyle değil sağında solunda olanları, arkada kalanları koruma güdüsüyle.
Neler olumuyor ki hayatta! Doğuyor insanlar, evleniyor, boşanıyorlar, ne bileyim ölüyorlar da. Başlayan bir sürecin de illa sonu geliyor. Önemli olan o SON yazısından önceki sahne, yazıdan sonra seyircinin kalp atışı.
Süreçlerin dışında olan şeyleri öldürmek çok çok zor ve hatta insan istemedikçe mümkün değil. Mesela duygular ölmez, düşünceler de ölmez, arkadaşlıklar dostluklar, yok yok mümkün değil. Ayrılmak ölmek/öldürmek değil işte, silmek atmak hiç değil, mümkün değil. Sadece ve sadece form/boyut değişikliği. Bu kadar!
Şimdi dikiz aynasına/yan aynalara göz attığımda dudağının bir kısmı gülen bir kısmı da hüzünlü arkadaşlar/dostlar görüyorum. Uzaklaştığım için değil gözümü ayrımamak için, o aynadan sürekli kontrol etmek için bakıyorum/bakıyor olacağım. Zaman tüneli içinde aynı doğrultular da olduğumuzdan zaten gözden kaybolmayı da mümkün kılmıyor hayat.
Şimdi namazın sonunda selam verir gibi önce sağıma sonra soluma diyorum ki; Allahaısmarladık – Hoş geliyorum.
Bravo TRT! May 2nd, 2009
Tam şu anda kudurmuş bir köpek gibi ağzımdan köpükler çıkabilir. Devletin televizyon kanalında bir yarışma başlıyor. Peki konseptimiz ne? Genç sesler, bilmem ne!
Aferin TRT, aferin. Şu anda ayakta alkışlıyorum bu oluşumu!
Sil baştan December 14th, 2008
Sistem, düzen, yapı gibi konularda pimpirikli olmama rağmen kendi işlerime bir o kadar özensizim. Nasıl olduğunu bilmediğim halde kendim için yaptıklarıma haddinden fazla güveniyorum. Şu zamana kadar bu konuda pek problem yaşamamıştım. Ta ki Kasım başına kadar.
Kasım ayının son haftasında bir blog girdisi yazabilmek için blog’uma girdiğimde bir wordpress açığı sayesinde veritabanının bir güzel indirildiğini fark ettim. Tabii ki muazzam yedekleme sisteminden geri dönebileceğimi bildiğim için huzurlu ve mutluydum.
Sırasıyla veritabanını günlük, haftalık ve aylık yedeklerine geri döndürmeme rağmen sonuç hüsranla sonuçlandı. O kadar uzun bir süreçte Google indexleri değişmiş olması, archive.org’un da 2007 itibariyle index’lememesi de cabası.
Herhangi bir yazılımda açık çıkabilir, bir sisteme izinsiz girilebilir, her biri mümkün olaylar fakat bir o kadarda üzücü bir durum. Belli bir süre kızgın olsam da; kendi sayfam için erişim kayıtlarını normal süresinden daha önce silmek, belli periyotlarda kontrol etmemek eşekliği şahsıma ait bir suç olduğundan artık pek te kızgın değilim artık. Yine de 2004 son çeyreğinden beri yazmış olduğum blog girdilerini kaybetmek üzücü.
Yeni bir başlangıç yapmak yine de güzel. Umarım bu sefer biraz daha düzenli, daha adam akıllı blog yazarım.
Bugün ki blogumuza da burada son verirken “Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur” diyerek bitiriyorum. Esen kalın.









